20 Nis 2009

28. Uluslararası İstanbul Film Festivali - Gittim, izledim, Beğendim.

28. Uluslararası İstanbul Film Festivali, gidip gördüğüm kadarıyla gerçekten çok keyifli geçti.
Dikkatimi çeken ilk şey; gündüz seanslarındaki filmlere gelenlerin de, galalarda olduğu gibi o filmi bilerek gelmiş olmaları şeklindeydi. Normalde, gündüz filmlerine gelenlerin okulu asan liseliler, dersten fıyan üniversiteliler ağırlıklı olduğu ve salonda yoğun gürültü olduğu filan söylenirdi. Bu profile uygun birtakım insanlar gözüme ilişse de, filmlerde gürültü filan olmadığı gibi, gelenlerin de her ne olurlarsa olsunlar o filmi gerçekten izlemek üzere oraya geldiklerini gözlemledim.

İzlediğim filmlerden bahsetmek istiyorum biraz. Gerçekten çok beğendiklerim de oldu, hiç beğenmediğim bi tane de vardı filan..Yazmak istiyorum bunları, tutmayın beni!...

Yıldızlı Pekiyi = “Ben çok beğendim, gayet de tavsiye ederim” demek.
Pekiyi = “Ben beğendim. Vaktiniz varsa, bulun izleyin valla..” demek.
İyi = “Yani emek harcanmış, uğraşılmış. Dan-dun bişi demeyim şimdi yazık, ama izlemesiniz de olur.” demek.

Üç Bilge Adam – Finlandiya, 2008 – Pekiyi verdim.
İlk yarısı biraz sıkıntılı olsa da, 3 eski arkadaşın yeniden bir araya gelmeleri ve yalnızlıklarını birbirlerine itiraf edemedikleri için attıkları taklaları izlemek ilginçti doğrusu. Film sonrası eşi dostu aramanız ve “Abi bu akşam napiyosun, görüşsek mi yaaa” şeklinde bir duygusallığa kapılmanız olası. Naif bir filmdi.

Ölümsüz Anlar – Danimarka, Finlandiya, Norveç-İsveç, 2008 – Pekiyi verdim.
Uzuuuuun bir filmdi. İlginç bir senaryosu ya da zekice bir kurgusu yoktu, ama yönetmeni (Jan Troell) çok başarılı buldum, keza görüntü yönetmenini de öyle. Mutsuz ve çok çocuklu bir evlilik ve sınıflar arası ilişkilerin odağında geçen film, kültürel olarak ilginç şeyler düşündürdü bana. “Sosyolog”luk yapıp kimsenin canını sıkmayacağım şimdi, ama Türkiye’de nispeten büyük şehirlerde 6 çocuklu ve tek maaşlı bir ailenin çektiği sıkıntılara çok benzer olayları izler buluyorsunuz kendinizi. Üstelik; karısına şiddet uygulayan alkolik adam, sinmiş çocuklar ve harikalar yaratmayı gündelik bir iş haline getirmek durumunda kalmış güçlü karakter bir anneyi görünce: “Aaa Danimarka’da da mı böyleymiş durum…” diye dumur olabilirsiniz, o radde. Bir de benim gibi “Müzikle uğraşmaya vaktim yok” ya da genel “Fotoğraf çekmeye zamanım yok” gibi cümleleri sık kurmaya başladıysanız, filmi ısrarla tavsiye ederim. Özellikle de fotoğrafçılık konusuna ilgi duyanların çok keyifle izleyecekleri bir film. İzledikten sonra “Oha ulan tamam heer şeyi yapmaya vaktim var, bahanecinin önde gideniyim!” filan diyebilirsiniz kendi kendinize. Ben dedim biraz:)

Control Alt Delete – Kanada, 2008 – Yıldızlı Pekiyi!
Ahahahhahaahhaa!!!:) demek istiyorum öncelikle. Tabularla düşünmek gibi sıkıcı bir eylemde değilseniz ya da zihninizi biraz serbest bırakasınız varsa gidin izleyin, çok keyifli! Aralarda hastalıklı hale gelse de, film gerçekten çok eğlenceli bir film. Gündelik hayatta yaşadığımız, fakat kaale almadığımız ufak hadiselerin psikolojimizi nasıl da düz duvarda yürüttüğünü görünce “Hmm..” demeniz mümkün. Aralarda yazılımla filan ilgili esprileri anlamadığım ve salonda pek çok kişi bunlara aynı anda güldüğü için kendimi biraz uzak hissetsem de, anlamamanın mümkün olmadığı durumlarda gülmekten pörçülmemek elde değil doğrusu:) – NOT: Ebeeveynlere tavsiye edilmez, bilesiniz.

50 Ölü Adam – İngiltere-Kanada, 2008 – Aslında Yıldızlı Pekiyi veresim vardı oyunculuk nedeniyle, ama film İrlanda değil, İngiltere yanlısı olduğu için ben de yanlı davranacağım: Pekiyi.
Jim Sturgess çok iyi bir oyunculuk çıkarmış. Filmin akışı da konusuna yaraşır şekilde doğrusu. Yalnız filmin sonundaki yazıları okumadan, tüm film boyunca ne anlatmaya çalışıldığını net değerlendirebilmek pek mümkün değil. Filmin sonunda düz yazı olarak anlatılanlar, filmde daha iyi anlatmaya çalışılsaymış ne güzel olurmuş..Ama güzel film. Beğendim ben.

Sunshine Cleaning – ABD, 2008 - Yıldızlı Pekiyi!
Dünya tatlısı bir film gerçekten de. Little Miss Sunshine’ı sevenler bu filmi de sevecektir. Sadece bu film biraz agresif Little Miss Sunshine’a göre – benim çok hoşuma giden bi şekilde. İzlemeyi keyifli hale getiren ilginç bir konusu ve başarılı oyunculuğu var filmin, ayrıca “Aile” kurumuna da vurgu yapmışlar. İzleyin derim.

Ahmaklar ve Melekler – ABD, 2008 – İyi derim.
Animasyon tekniğinden pek fazla anlamam, ama konusu çok güzeldi. Kanatların bağlanıp zaptedildiği sahnede de ağladım baya. Etkilendim bazı yerlerinden ama genel olarak çok karamsar bi film. Kamera açıları şahaneydi ama zorlayıcı bir filmdi. Modunuz yoksa izlemeyin ve hatta animasyon tekniği filan da çok ses getirmeyen bir yapım ise, izlemeseniz de olur.

Belalı Düğün – İzlanda, 2008 – Yıldızlı Pekiyi!
İnanılmaz keyifli ve alt metniyle de düşündürücü bir film. Baya bir güldüm. Bir şekilde bulup izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. İrlanda aşkımdan sonra bir de İzlanda aşkım doğdu bu filmle pekişen. O küçük adanın kimsesizliği ve içinde yaşayanların buna aldırmamaya çalışarak canlı canlı yaşamaları ve kendi “küçük” hayatlarını sorgulayarak bunu yapmaları filan, çok güzel şeyler bunlar...

Tony Manero – Şili-Brezilya, 2008 - …:(
Tuğrul “Saturday Night Fever”ı çok sever. Bu filmin başrolündeki adam da (baş kahramanı demekten özellikle kaçındım, çünkü kahraman denmez ona, anti-kahraman da denmez) Saturday Night fever’daki John Travolta olmak isteyen bir adam. Konusu da böyle yazdığı için, sağolsunlar, festival kitapçığında hevesle gittik filme. Dayak yiyip çıktık resmen. Şili yapımı bir film olunca çok özel şeyler bekleyerek gitmiştik oysa, kan revan ve sapkınlık değil:( Neyse. İzlemeyin. Önünüze kadar gelirse bile “Yok ben almayın” deyin gönül rahatlığıyla, bir şey kaybetmezsiniz.

Bu Filmde Ben Varım – İrlanda, 2008 – Pekiyi!
Fargo’yu sevmiş miydiniz? Sevdiyseniz bu filmi de pek seversiniz. Kara mizahın gözüne vurmuş sevgili İrlandalı kardeşlerimiz. Keyifli ve ilginç bir seyirlik.

Şarkı Söylemenin Keyfi – İrlanda, 2008 – Pekiyi verdim.
Çok tatlı bir Fransız komedisi. Özellikle de, bir şekilde şan dersi almış olanınız ya da almak isteyeniniz varsa çok daha fazla eğleneceğini garanti ediyorum. Film, eş – dostla da izlenilesi.

Korkma Benden – Danimarka, 2008 – İyi (sayılır).
Festivalde gittiğim son filmdi ve içim daralarak ayrıldım salondan. Tatsız. Fikir çok güzeldi gerçi. Psikolojik bir deneyde, kontrol grubunda yer almak ve bunu bilmiyor olmak ne hissettirirse deneyin sonunda gerçekleri öğrendiğinizde, öyle bi his bırakıyor bünyede. Ben öyle bi deneyde yer almadım ama yer alsam kesin dumur olurdum her şey bittikten sonra.

Festivalden ilginç bir durum ise, Belalı Düğün adlı film öncesi John Malkovic’in salona gelmesi oldu. Şişmanlamış ve yeni filminden dolayı uzun bir sakal bırakmış haliyle, “Tehlikeli İlişkiler” ile zihnimde yer etmiş olan halini bir hayli değiştirdi, ama aktör sonuçta. Bu yeri değiştirmek zaten işi:) Salonda olduk olmadık her yerde, la dediğinde hö dediğinde alkış koptuğu için biraz utandım oradaki kitle adına, kendisi de bu aşırılığa anlam verememiş olsa gerek ki “İlginize çok teşekkürler…Yalnız sizden bu kadar ilgi görmeyi hak edecek ne yaptığımı biraz düşünmem gerekecek sanırım” tarzı iğneli bir ifade bile kullandı. Ödül filan vediler, gitti sonra. Salon bir süre kendini gelemedi, film başladığında sarsaklık devam ediyordu. Şakayı kaka yapmadan bırakamayan heyecanlı küçük çocuklar gibiydi izleyiciler. Malkovic’i pek sevdiğim halde, salonun ona verdiği tepkiler daha çok ilgimi çekmiş yazdığımdan anladığım kadarıyla:)
Bir de festivalin en bomba olayı, filmlerin büyük bir kısmının Yeni Rüya sinemasında gösterilmiş olması idi. Rüya sineması eskiden “3 Film Birden”ciymiş. Şimdi diğerleri gibi bir sinema haline getirilmiş. Fakat içeride o kadar ağır ve keyifsiz bi koku vardı ki, içeri giren herkesin yüzünde kaynağı tartışılır bir tedirginlik okunuyordu. Sonradan duyduklarıma göre bu koku, muhtemelen daha yıllardır da orada kalacak ucuz kolonya kokusuymuş…

Film festivallerini çok seviyorum. Umarım bir dahakinde daha fazla film izleyecek bütçe, zamanlama ve duygusal hazırlığı gerçekleştirebilirim. Darısı başınıza…:)

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Ne guzel ne guzel! Daha ne ankara ne istanbul festivallerine gitmisligim var :) Okuyunca bile gaza geldim, nice festivaller olsun, gidilsin, izlenilsin.
-Nejan

Nesren dedi ki...

Der Baader Meinhof Komplex....Yıldızlı Pekiyi...:) Låt Den Rätte Komma In.....Pekiyi..:)Fırsat bulursam Summer,50 Dead Men Walking filmlerini izleyeceğim.

Nesren dedi ki...

Der Baader Meinhof Komplex...Yıldızlı Pekiyi..;)
Låt Den Rätte Komma In.....Pekiyi bunlar es geçilir mi ablacm..:)
Hali hazırda elimde Summer,50 Dead Men Walking ve de In The Electric Mist var inşallah zamanım olurda izleyebilirim...

Nefin dedi ki...

Es geçmek ne demek kardeşim..Haklısın ama zaman+bütçe+ruh hali optimizasyonunu sağlayabilmek önemli şu hayatta. bir de sevgi+kardeşlik+barış.

:)