25 Oca 2011

Yaşam Kavgası, N'aparsın...


Oturanlar, bundan 15 gün kadar önce boşaltmışlar evi. Yeni taşınan olmadığı için kapının anahtarını değiştiren de olmamış. Bunu fırsat bilen evin çapkın oğlu, üniversiteden kız arkadaşlarını getiriyormuş bazen eve. Salonda bir başına kalmış akvaryumun yanından güle oynaya içeri geçiyorlar, sonra da terli terli çıkıp gidiyorlarmış. Dönüp de akvaryuma bakan yok.

Akvaryum sakinleri endişeli…
Oysa evin küçük kızı pek düşkünmüş şu akvaryuma. Ellerini çırparak, heyecanla beklediği akvaryum temizliği, akvaryum sakinlerinin çilesi. Oysa o ne mutlu. Abisiyle birlikte akvaryumla ilgilenecekler, birlikte vakit geçirecekler… Evin büyük oğlu “Benim yapacak daha önemli işlerim var!” diye bağırmış bir kezinde, küçük kız kardeşini ağlatmış. O, odasına çekilmiş bilgisayarının başında çıt çıt kodunu yazarken, akvaryum temizliği yine eve temizliğe gelen kadına kalmış. O söylene söylene temizleyedursun, küçük kız ağzı kulaklarına varmış, taşları yıkıyor.

Balıklar endişeli…

Zaten bu Akvaryum yüzünden, taşınma esnasında da kıyamet kopmuş. Aile akvaryumu yeni eve götürmek istememiş. Ailenin küçük kızıysa yalvarmış, ağlamış… Minik ayaklarıyla tepine tepine haykırmışsa da, yerdeki eski tahtalar dışında anlayan olmamış onun akvaryum sevdasını. Yerin gıcırdayan tahtalarının sallantısıysa hayli korkutmuş akvaryum sakinlerini: Ya devriliverirse evleri… Hepsi ölecek! Küçük kız istemesin akvaryumu, kimse ölmesin.. derken atlatmışlar bu tantanayı. Aile gitmiş, kalakalmışlar kendi hallerine.
Akvaryum sakinlerinden en çok Siyahtaş üzülmüş küçük kızın durumuna. Bu su dolu, ışıklı kutunun içindeki ruhsuz beyaz taşlara dahil olması, küçük kızın onu bir gün sahilde bulmasıyla başlamış çünkü. Küçük kız onu bulduğunda, hemen koşmuş abisinin yanına. Bak, ne güzel. Uğur taşı bu. Siyahtaş koydum adını. Abisi gülmüş yarım ağız. Siyah bir taş zaten, buna başka ne ismi verilir ki. Heyecanlı şey seni… Küçük kız yine de çok sevmiş Siyahtaşı. Eve getirmiş, yıkamış, küçük elbiseninin ucunu çekiştire çekiştire bir güzel parlatmış uğur taşını. Sonra da Akvaryum’un sol köşesine yerleştirmiş özenle. Akvaryum sakinleri, yeni gelen bu siyah taştan ürkmüşler ilkin. Sonradan kabullenmişler tabi, ruhsuz beyaz taşlar arasında bir renk işte.

Şimdiyse Siyahtaş’ın durduğu o köşe, olağanüstü hali yaşayan akvaryumun en önemli bölümü: Doğumhane.
Olağanüstü hal - kıtlık dönemi, “taşınma”dan hemen sonra başlamış akvaryumda. Ailenin evi boşaltmasından sonra bakımsız kalan akvaryumun suyu gün be gün azalmış, yiyecek bitmiş. Balıkların bir kısmı ölmüş. Hayatta kalanlar, ölü balıkları yiyerek bugüne dek dayanmışlar. Yeni kiracı ne zaman gelecek belli değil.
Akvaryum sakinleri hep endişeli…

Sonunda, hayatta kalmak için bir fikir ortaya atmışlar.
Siyahtaş’ın çok ayıpladığı bu fikir, akvaryumun sol köşesinde bir bekleme odasının ilan edilmesi. Çünkü ilerideki büyük yeşil bitkinin hemen ötesi,  artık bir doğumhane. Kalan balıkların bir kısmı burada doğum yapıyor. Yeşil bitkinin hemen berisinde kalan Bekleme Odası’na, akvaryum muhtarı Vatoz tarafından sırayla alınan diğer balıklar, doğan yavruları yemek için bekleşiyorlar, sabırsız. Bazılarına sıra gelmiyor, arbede çıkıyor. Bu arbede esnasında akvaryumun neredeyse yarıya inmiş suyunun bir kısmı dışarı sıçrıyor. Su biterse, zaten hepsi ölecek. Siyahtaş’ın ölümle işi yok, balıkların kendi sonlarını getirecek bu hareketlerini şaşkınlıkla izliyor, kendi yavrularını yemek için sıraya giren balıkları ayıplıyor bırakıldığı köşeden. Kıtlık zamanı yiyecek olarak üretilen yavrular, akvaryum balıklarına ziyafet olurken “Yaşam kavgası” diye açıklıyor durumu Vatoz, “n’aparsın…”


Bütün taşlar ruhsuzluklarıyla yerinde dururken, Siyahtaş her gün lanet ediyor canlılarla olmaya. Taşlar dünyasında görülmedi ki böylesi! Vakur Vatoz da olmasa, şu canlılar dünyası hiç çekilmez...
Geçenlerde küçük kızla annesini el ele, eve doğru girerken görmüşler. Küçük kızın yüzünde gülücükler, minik adımları heyecanlı…
Ah be akvaryum, içindeki dünya senin olsun... Suyun bitmiş olmasa bari…

2 yorum:

Adsız dedi ki...

neden sıfır.

Nefin Huvaj dedi ki...

Durup durup bu yoruma takılıyor gözüm. Tuhaf...