27 Oca 2011

Koala Aşıkları


Koala Aşığı – Atlas 

Bütün gün ağaçta, uyuyor. Bu durum beni her zaman rahatsız etmiyor, ama bazen yardıma ihtiyaç duyduğum, ya da iki laf edesimin olduğu zamanlar geliyor. “Atlas, nasılsın?” dese, halimi hatırımı sorsa diye hayaller kurarken yakalıyorum kendimi. Ah, bir an olsun ağaçtan inip yanıma gelse, bana yardım etse, beni dinlese... Yok. Onun tek aşkı, dört ayağındaki sivri pençeleriyle yapışıp kaldığı o köhne ağaçlar ve bitmek tükenmek bilmez rüyaları! Hayatım boyunca aşktan dilediğim tek şey huzurdu. Hata etmişim. Vazgeçiyorum! Evet, artık vazgeçiyorum ve lütfen evren midir Allah mıdır her kimse beni duysun, kaale alsın. Huzur değil, biraz heyecan istiyorum ben. Dönek bir insanım tamam mı! Bir ağaçla aldatılmaya dayanamıyorum artık… “Atlas” diyorum kendi kendime, ezdirme kendini artık”.  Yoruldum. Vazgeçiyorum… Haydi, şimdi onun ağaçtan inmesini ve en azından gelip artık bana sarılmasını sağlayın sizi gidi yüksek merciler.


Koala Aşığı – Dilek
Artık dayanamadım ve geçen gün kurşun döktürdüm. Nazardan, gözden korkmayan bir insandım, ama artık baş edemiyorum bu kem gözlerle. Günde üç kez dua ediyorum. Kurşun döktürdükten sonra dua okumak önemli. Kem gözleri, kıskançlıkları savıyor.
Bütün bu kıskançlığın kaynağı, sağlıklı ve huzurlu hayatımız elbette. Onunla ilk kez Avustralya’da tanıştım. Okaliptüs yaprakları toplamak için katıldığım o keyifli tur esnasında. Yeni yağmış yağmurun ardından muazzam bir toprak kokusu… İşte o ormandaydı hayatımın anlamı. Diğer koalalara benzemiyordu O. Yüzünde barışık bir tebessüm vardı sanki…  O an, onu ağacın dalına sarılmış uyurken gördüğümde anlamıştım, aşık olmuştum! Pençesiz arka ayakları bebek ayağı gibiydi, ısırmak istedim. Bazen “Dilek kız,” diyorum kendi kendime, “Bütün gün böyle mutlulukla sarılıp uyumak, böylesi bir sakinliğe kavuşmak zordur. Şanslısın kız!” diyorum. Ben ne zaman böyle şeyler düşünsem, hemen evde bir şey kırılıveriyor, ya da anahtarımı kaybedip sokaklarda kalıyorum. O yüzden döktürdüm kurşunu. Benimkine kalsa, hayatta canımızı sıkmaya değecek bir şey yok. O kadar tatlı ki… Onu okaliptüs vaadiyle ağaçtan indirip benimle yaşamaya ikna ettiğimden beri, hayata dört elle sarılır oldum. Sen çok yaşa sevdiğim…



Koala Aşığı – Asu 

Bugün yine helhelleri üstünde! Kaç defa söyledim, o yediğin okaliptüs yaprakları bir gün seni öldürecek, zehrinden için çürüyecek diye, dinletemedim. Al işte ne oldu? Sinirlendi gene. Sabahtan beri su veriyorum, bir türlü içmiyor. Yemek götürüyorum, geri çeviriyor. Bak diyorum, yemek yemezsen, su içmezsen çalışmaz metabolizman, hastalanırsın diyorum, dinletemiyorum. Neymiş efendim, ben çok dır dır ediyormuşum, yapısı buymuş, onu hiç anlamıyormuşum.
Bırak allahınıseversen. Ellerimle dolma sardım yediremedim, baklavalar börekler dizdim önüne, tık yok. Sen biraz tuhafsın diye salonun ortasına ağaç diktim, ağaçsız uyuyamazsın, yazık diye. Şimdi iki dolma ye, biraz su iç dedik diye tek kalemde silemezsin beni efendim! Yok öyle yağma… Senin savurduğun o pençeleri alır, tırnaklarını bir bir keserim acımadan! Hah, bak bakalım o zaman çıkabilecek misin o kıymetli ağacına. Yok sana Okaliptüs filan! Bugün sana en azından su içirmezsem, bana da Asu demesinler!


2 yorum:

cocostar dedi ki...

ahahaha süper, benim dilimden de yazaydın bi paragraf nefinim, hayranım kendilerine. ben de ağaçları çok seviyorum, ben de tembellik yapmaya bayılıyorum, ruh eşim bi koala belki de. ondan karşılaşamadım hala:)

Nefin Huvaj dedi ki...

ben de çok seviyorum koalaları. Hayatın anlamını çözmüş yaratıklar bence:))