27 Şub 2011

"Peki"nin İzinde...

Peki” sözcüğünde bir sihir vardı... Nereden kaynaklandığını etimolojik olarak bulmanın mümkün olmadığını bildiğim bir sihir. Hayatın anlamı gibi bir şey olası gelen bir sözcüktü “Peki”. Yani ne yüklersen, o.

Bu hale gelmeden çok önce, primitif bir “pekiyi” olduğu zamanlarda karşılaşmıştık onunla ilk defa. Yıldızlısı da vardı… “Pek iyi” diyordu bize. Çok iyi değil. Az hiç değil. Hakkını yememeli, hayli iyi işte…
Pek iyi. 
O zamanlar beni çok etkilemiyordu bu sözcük... İlk görüşte aşk değildi şüphesiz. Tekil varlığını henüz ispat edememişti, durum bildiriyordu sadece. Tanımlama aracı olarak kullanılan iki sözcükten oluşan bir tümce kadardı varlığı. Sonraları çok farklı formlarda yakaladım onu. İşler o zaman değişmeye başladı...
 
Bir kavgada kulağıma çalındığı oldu:
“Anlamıyor musun beni, bundan kaçamayız diyorum sana!”
Peki, tamam!”, senin dediğin olsun “iyi, peki!”.

Vazgeçmişlikte, kabullenmişlik duygusunda duydum onu:
Peki madem… Öyle yapalım.” Israr etsem ne yazar olan olmuş…

Sonra, duygu yorgunluklarında çıktığı oldu ortaya:
“İyi de ben nasıl suçlu oluyorum şimdi onu anlayamadım… Aslında sen beni hiç sevmedin ki zaten!”
Gerekçen bu noktaya geldiyse,“peki”, öyle olsun... “Haklısın, sevmemişimdir. Hiç…”

Kaçınılmaz olan yaşanıyordu...
O, olduğu gibiydi aslında, ama isteyen istediği yere sürüklerken buluyorduk onu.

Meydan okumada, öfkelerde harcanırken:
Peki”, madem öyle, “bunu siz istediniz!”

Yaşanan bir durumu anladığını dile getirirken kullanıldığı çok olurdu:
“Hmm… Peki.” Geçelim bunu.

Bazen ukalalıkta kullanılırdı: “Peki peki, anladım ben seni…” 

Daha neler neler...

Onunla birlikte bu sürecin içindeyken, gerçek anlamına uygun olarak ne zaman kullanılacağının merakı içerisindeydim. İzliyordum. Bütün “peki”leri topluyor, zihnimde tasnif ediyor, duygular ve durumlarla eşleştiriyor, düşünüyordum. Sihirli “peki”yi bekliyordum. Biliyordum, gelecekti.

Bir süre sonra bu umutla “peki”leri toplamaktan, “sihirli peki”yi beklemekten yorulmaya başladım. Pek çok sözcük benden ilgi dilenmeye başlamıştı bile; “ama”lar, “zaten”ler dayanmıştı zihin kapılarıma, sabırsız... Bense hareket edemiyordum. Henüz “peki”nin işi bitmemişti benimle.

… Ve sonra, hiç beklemediğim bir anda geldi.

Kendini ayakta tutma mücadelesi vermekte olan uzun bir izah monoloğunun ardından duydum onu. Buydu. Aradığım “peki”yle karşılaşmıştım. Sihirli…

“Ama zaten öyle olsa da böyle olur... Çünkü, değilse konuşmaya bile değmez. Öyle olursa böyledir. Bu kesin. Böyle olursa zaten öyle olur. Bunda da tartışılacak bir şey yok. Dolayısıyla bu böyle.” 

Peki.

meren.org

2 yorum:

Adsız dedi ki...

:)

ex libris dedi ki...

peki nefin bu böyleyse o ne olacak?