11 Oca 2011

Çençenler ve Kedi

Yine o sokak...
Yolum düştükçe sinirimin bozulduğu o dar sokak!

Birbirine bu kadar yakın evlerde nasıl yaşıyorlar, diye düşünüyorum. Hayatları birbirine bakıyor, perdeler formaliteden, genelde beyaz.
Sokaktan çarçabuk geçmek istiyorum, her seferinde sokak genişlesin isteyerek…
Olağanüstü bir şekilde genişlese mesela, kimseye ses etmem. Bence bütün evren, sokağın aniden neden genişlediğini anlar. Bozuntuya vermeyiz, söz.

...Hah, işte onlar! 

Sıvaları dökülmeye başlamış şu binanın yanında, en alttaki balkonunda her zaman çamaşır asılı olan o beyaz evin önünde, “Çençenler”. Geçen gün çekirdek çitliyorlardı. Ondan önce daha becerikli olduğunu düşünen kadının yaptığı poğaçalar kuru kuru gitmez diye çay koymaya gitmişlerdi. Bugün ne yiyorlar acaba? Kırıntı düşer mi? Bir yandan yemek yemek için kullandıkları ağızlarından, onca sözcüğün çıkmaya zaman bulabilmesi şaşırtıcı.

Çençenler. Çok konuşan kadınlar. Az sonra önlerinden geçeceğim. Hiç istemediğim halde ne konuştuklarını öğreneceğim için şimdiden gerginim. Yine haberleri olmayacak. Ama işte kulak kabartmadan da olmuyor… Eğlenceliler. Her şeyden konuşabiliyorlar bir çırpıda. (Sahi, ben de konu oluyor muyumdur acaba sohbetlerine? Yalnızca burnumun üzerindeki beyazlık bile dikkatlerini çekmeme yetmeli aslında…) Her zaman yoğun bir gündemleri var. Hayata dair konuşacak bunca gündelik şeyi nasıl bulduklarına çok şaşırıyorum. Sonra da, bir sonraki konu ne olabilir acaba diye sıkıntı verici bir merak uyanıyor içimde. Merak etmek istemiyorum. Ama doğam bu.

***

“Bugün de evden çıkmadı dimi şu kız? Sen gördün mü, ben görmedim.”

***

İşte başlıyoruz...
Karşı apartmanda, sürekli camın önünde oturup dışarıyı izleyen kıza takmışlar bugün gene kafayı.

***

“Sabah bakmadım ben, ama camın önünde oturuyordu demin.”

“Geçen gün eltimler geldi ya, gece çok geç çıktılar. Yatıya kalın dedim, dinletemedim. Çocuklar var şimdi, dediler kalktılar. Aman iyi oldu gerçi. Keyifleri yoktu gene…”

“Sahi naaptı bacanak, bir iş var diyordun geçen…”

“Olmadı o iş... Neyse dur, ertesi gün telefon açtı eltim, dayanamadım sordum, şu karşı apartmandaki kız gece çıktı mı, siz çıkarken var mıydı bir şey, dedim..”

“eee, çıkmış mı? Görmüşler mi? Çıkmıştır o, çıkmaz mı… Orospu olacak yaşı da var vallayi çikin şeyin ahahay!”

“Yok kız, sus, o nasıl söz! Küçük bu daha. Ama belli olmaz bu işler.. Evde bir yaşlı kadın, girer çıkar, kız oturur... Dedim belki bu kız hani ‘öyle’sinden mi acaba, ama eltim dedi, yok be, dedi, görmedim bir şey delirme sen de, dedi.”

***

Bir orospu demedikleri kalmıştı garip kıza… Sokağın bu kadar dar olmasından benim kadar rahatsız gibi endişeli bakışları yine, camdan süzüyor dünyayı...

Bu Çençenler, geçenlerde de bakkalın oğlunu yerden yere vurdular.
Bakkalın bu bekar oğlan gece içkili gelmiş, eve girerken türküler mırıldanıyormuş. Ayağı mı takılmış ne olmuş (neyseki ben ayak altında değildim), yere kapaklanmış. Sallamış okkalı bir küfür. “Evli olsa, karısını da benzetir bu” diyordu Çençenler… Bazen köşe başındaki bakkalda karşılaşıyoruz o çocukla, Çençenler yüzünden derdi nedir ki acaba bu oğlanın o kadar içiyormuş diye düşünürken yakalıyorum kendimi. Sonra kışkışlıyor beni kapının önünden. Terbiyesiz biri biraz… Aslında belli ki, huzursuzlanıyor bakışlarımdan, aklımdan peynir geçtiğini mi anlıyor bilmem ayyaş herif. Çençenler zihnimi zehirlemese, ben öyle bön bön bakmasam, az bi miyavlasam, kedilik yapsam, bakkaldan yiyecek bir şeyler bulabilirdim belki de… Hepsi bu kadınlar yüzünden.

***

“Bu, bildiğin evde kalmış anacım! Babası anası da yok garibin. Hohuş gibi evde hep. Ben de anlamadım ki…”

“Evde kalmış kız madem, pazara da mı çıkmaz bu yahu! Yaşlı kadına yardım edeydi bari… O da yok! Sahi, nesi oluyor ki o yaşlı kadın? Aman, anca otursun camın önünde bütün gün, hülyalı hülyalı bakışlar bilmem ne… Bırak allaanıseversen, deli bu deli. Salmıyorlar dışarı o yüzden. Bazen geceleri titreye titreye inliyormuş bu.. Kan ter içinde böyle, çığlıklar, inlemeler duyuluyormuş evden. ‘Öyle’sinden de değilse ne olacak işte, deli deli.”

“He, öyle valla… İniliyo filan diyolardı.. Ben hiç duymadım ama, dedikodudur. Şu yandaki mendeburun işidir o. Burnunu sokmasa olmaz. Ne var ne yok uyduruveriyor paçoz karı! Kendine baksın o, konuşturmasın beni şimdi! Yok anacım yok, yazık bu kıza... Yetim garip işte… Azcık sürse sürüştürse bari camın önünden, belki bir angutun gönlünü çalardı…”

“Kız sus ne biçim konuşuyon!”

***

Of. Çok fenalar çok… Yazık kıza… Bu Çençenler’in diline düştün mü, ar namus bırakmıyorlar. Oysa severim ben o kızı. Bazı günler yaşlı teyzesinden rica eder, kapının önüne bir kap su koydurur bizim için. Sağolsun, iyi insan. Hakkını yiyorlar böylelerinin pis çençenler! Kapınızın önüne bi tas su koyun önce siz çarpık karılar! Bak yine kaşıntı tuttu beni! Ah bir de şu pireler…

***

“dur, dur, şu sapık kedi geçiyor yine kız… Burnu beyaz olan. Vallaha insan gibi bakıyor bu ya... Kötü kötü rüyama giriyor bazen Allah affetsin… Baksana şuna ya! Sanki bizi anlıyo mu bu ne? ”

“Yahu iyice tırlattın ha.. başı boş sokak kedisi işte. Kalk çay koy haydi, gitti gene kafan. Kovalarım ben şimdi o uyuzu: Piissst!!

***

Aman iyi be tamam, gidiyoruz işte. Pist mist gerek yok öyle saygısızlığa. Bi peynir ataydınız bari… Nefret ediyorum bu dar sokaktan. Pis Çençenler!

Hiç yorum yok: